Doktorlar Doktorlar 2


   Bu istediğini duyamama ve tatmin olamama hissi yüzünden İstanbul’daki bütün çocuk ve ergen psikiyatrisi doktorları ezberlemiş durumdayım.Daha uçuk kısmı uzmanlık alanlarını bile ezberlemiş olmam.
   Bu doktorların cv lerini okumak, varsa makalelerini bulmak, mezun oldukları okullara kadar bakmak bana okul hayatımdan kalan yegane huydur. Hala otizmle ilgili bir kitap alacaksam kim yazmış, yazan nasıl çalışmalar yapmış bakmak falan gibi antika huylara sahip olduğumdan kolay kolay ikna olamıyorum söylenenlere. Bu da beni sürekli alternatif arayışına yönlendiriyor.
   Bir önceki yazıdan devam edecek olursak, bir diğer doktor maceramız bu sefer hastanede değil Bodrum’daki yazlığımızda oldu. Köklü  geçmişe sahip,meşhur bir üniversite hastanesinin çocuk ve ergen psikiyatristi olan hanımefendi bizim yan evdeki komşumuzmuş meğer, yıllar sonra bunu öğrenmiş olmam ayrı mesele tabii. Kendisiyle evin balkonundaki görüşmemiz  ‘bağlanma problemi bu ve bir kaç seans oyun terapisi alırsanız üstesinden gelirsiniz’  cümlesiyle devam etti. Benim sorum ise netti ‘ama otizmin belirtilerini taşıyor ben bunu görüyorum, sizce neden otizm değil?’ cevap beni o zaman bir nebze rahatlatmıştı ‘çünkü, iletişim kuruyor’. O zaman bilmiyorum ki bu bir spektrum bozukluk, yani her otizmli çocuk kendine has özellikler taşır kimi sınırlı iletişim kurar kimi hiç kurmaz.Anladığım bir şey var ki çocuğunuz bu spektrumda ortada bir yerlerde veya biraz daha iyiyse tanı ihtimaliniz en az 1 yıl öteye atıyor. Daha da acısı şu ki çoğu doktorun yaklaşımı 3 yaş öncesi tanı koymayı etik bulmuyor, fakat bu işle uğraşan otizmle bizzat ilgilenen doktorlar gerekeni söylemekten çekinmiyor. Bu sebeple buraya kadar olan süreçteki aldığım ders netti, kapı kapı dolaşmak değil bu işle ilgilenen kişiye doğrudan gitmek gerekiyordu. 
   Bir sonraki doktorumuz Özgür Yorbik oldu.Kendisini bulmam ise bizzat otizmle ilgili makalelerinin olmasıydı. Kendisiyle şu an her hangi bir hasta danışan ilişkimiz olmamasına rağmen bize çok güzel bir şey söylemişti. Yine uzun uzun hikayemizi dinlemiş, notlar almış ve Ege’nin ,DSM 4 (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders),DSM 5 vb. tanı kriterlerine göre farklı farklı tanılar alabileceğini bu yüzden tanı peşinde koşmak yerine bir an önce yapılması gerekeni yapmamızı yani, yoğun bireysel özel eğitime başlamamız gerektiğini söyledi. 
   Peki neydi bu DSM? Efendim bu DSM, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı'nın kısaltılmış halidir. Detayını bilmemekle birlikte bildiğim şu ki, bu kriterler değişebiliyor ve bir sene önceki kitapta otizm, yaygın gelişimsel bozukluk, asperger gibi farklı isimlerle anılıp, bir sonraki kitapta  aynı yelpazede yer alabiliyorlar. O yüzden tanının ne olduğunun adının önemi yoktu.Yapılması gereken çok iş vardı, aradaki farkı kapatmalıydık.

  Şahsi olarak hala tatmin olmuş ve hala duymak istediğimi duymuş değildim, eminim benim gibi bir çok anne olmuştur, ancak onlar beni en iyi anlar. Yaklaşık 3 ay sonraki doktorumuz meşhur bir çocuk nöroloğu oldu. Kendisi dünya tatlısı, güler yüzlü bir bey olmakla beraber aşırı Polyanna havası bize çok iyi gelmiş hatta gaza bile gelmiştik sayesinde. Çünkü bizi uyaran eksikliği diye bir kavramla tanıştırmıştı.’Çağımızın çocuklarının hepsinde var, apartman çocukları bunlar efendim siz ilgilenmeye devam edin’ demiş bu arada da keçi sütü ve kuzu eti tüketin haydi bakalım üç ay sonra görüşelim, kib bye! diyerek bizi güle oynaya uğurladı. Bizi gerçekten nasıl ümitlendirdiğini ve odadan çıkınca gözümüzden dökülen yaşları şu an tekrar düşündüğüm zaman asabım bozuluyor. Doktor dediğin realist olmalı, çünkü bizim bu süreçte en çok yaşadığımız şey ciddiye alınmamak oldu. Fakat o esnada adamların ağzına bakıyorsunuz ve full motivasyonla o an o sözlere inanıyorsunuz.

Yorumlar