Takıntılar takıntılar...

  Bu kadar tıbbi şeyden sonra 28 aylık yani daha 2.5 yaşında bile olmayan otizmli bir çocukla hayat nasıl gidiyor derseniz, tek cevabım keşke hep 2 yaşında kalsa olur. Büyüdükçe gerçeklerle daha çok yüzleşiyorsunuz. Eminim bu yazıları okuyan çocuğu daha büyük olan anneler bana hayli gülüyordur 'daha dur,bu dediklerin ne ki'diye.

   Anladığım ve bizi en çok zorlayan bir şey var ki, o da takıntılar, rutinler, ritüeller… Bitmek bilmeyen bitse bile yerine yenisi gelen bazen komik bazen de inanılmaz zorlayıcı olan şeyler. Bu sanırım her yaşta en önemli sorun gibi duruyor. Çünkü, aynılık ve rutinler onları rahatlatıyor. Komik kısmı ise Ege’nin aynılığı yakaladığı kısımlar. Mesela, mutfakta tencereyi dolaptan çıkardığımı bir km. öteden duyup koşarak gelir ve tezgaha oturur. Yemek pişirmek! En güzel rutin!Yağı koy, soğanı kavur, sebzeleri doğra, salça ve su koy tamam. Olur da salça kavanozunu çıkarıp koymazsanız, tüm gücüyle elinizi o salça kavanozuna iter ve zorundasınızdır o salçayı o dakika koymaya. En komiği de her şey bitip tencere kapağı kapandığında  elleriyle bana bitti yapması. 

   Ege’yle çok güzel dışarıda gezersiniz tabii onun liderliğinde, ve saltanatının gerektirdiklerini de yaparsanız şirinleri bile görebilirsiniz. Dışarı çıkmadan önce mutlaka benim her türlü alet edevatı tamamlamış olmam lazım, eğer ondan sonra giyinirsem olmaz çünkü giyinip hemen kapıya gider. Küçük paşamız ayakkabılarını giydiği an eline içerden bir şey kapıp kendine yoldaş bulur. Bu yoldaşlar nedir derseniz; kolonya şişesinden,boyu kadar köpek oyuncağına, saç tokasından oyuncak toplara, yani ya ses çıkaran minik objeler ya da avuç dolduran büyük objeler olarak daha sonra evin çeşitli yerlerine saklanan şeyler. Bu yoldaşlar tabii ki banyoda yapıyor, uykuya da geliyorlar!! Neyse, kapıdan çıktık eğer yayan gidiyorsak hep aynı rotasyonu kullanmamız gerekiyor, arabayla gidiyorsak sorun yok. Bu arada yolda bütün sarı arabalar yani taksiler muhtemel hedef, hepsine binmek istiyor ve tabii ki salıncaklar da muhtemel tehlike arz eden noktalar. Salıncak bizim için son derece mühim. Görüldüğü an binilmesi, en az 25 dk. sallanılması gereken bir obje. Egişkoyla istediğiniz restoran, mekan, avm de oturabilirsiniz. Tabii ki o da bir şeyler yerse! Bu çok küçüklüğünden beri böyle oldu. Bir yere oturduğunuz an çantama bakardı, ne çıkacak diye. O yüzden çantamda en az 2 kavanoz taşırdım, mındık mındık yedirirdim vakit kazanmak için. Şimdi ise yaban mersini veya cocopopsla kandırıyoruz. 


   Bunlar dışında eskiden bir hayli zorlandığımız,şimdilerde daha az tepki gösterdiği şeyler ise, kırmızı ışıkta neden duruyoruz? Geri vitesten hiç hoşlanmam! Arabada kimse elini kolunu saçma sapan yerlere koymasın! Arabaya bindiğimde mümkünse annem benden önce ışınlansın ve yerini almış olsun! Asansörler hep benim gideceğim kata direk çıksın, arada indi bindi olmasın! Avmlerde mağazalara girmemize ne gerek var, geniş koridorlar en sevdiğim yerler! Kasada sıra varsa annem aldığı her şeyi bırakıp çıksın, yoksa burayı ağlamamla yıkarım! Böyle böyle eskiden çığlık kıyamet tepki gösterdiği şeyleri şimdi ıh mıh yaparak idare edilebilir hale getirdik. Çünkü, nasıl baş etmemiz gerektiğini ve aslında ipleri komple asla ona bırakmamız gerektiğini öğrendik. Onu fazla zorlamadan ,uyum sağlaması gereken sosyal yaşama haylice alıştı. Bir sonraki hedefim toplu taşımanın her türlüsünü denemek olacak!

Yorumlar

Popüler Yayınlar